kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kitap etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ağustos 2012 Pazartesi

KİTAPKOLİK'TEN 4. KİTAP ÇEKİLİŞİ

Kitapkolik 4. kitap yarışmasını Maxkitap sponsorluğunda gerçekleştiriyor.
Ben de ilk defa bu yarışmaya katıldım. Yarışmaya katılmanızı tavsiye ederim. Yarışma şartları için buraya tıklayınız.

2 Mart 2012 Cuma

Tarihlenk, Hakan Erdem

Tarih - Lenk, Y. Hakan Erdem, Doğan Egmont Yayıncılık, 2009, İstanbul  
Tarihçi yazar, tarih kitaplarında yer alan uydurma metinlerden, Osmanlıca hatalarına; bilgiçlerden, intihalcilere kadar geniş bir yelpazede okuyucuyu eleştirel okumaya davet ediyor. Son zamanlarda okuduğum en iyi kitaptı.
        Yazar Türkiye’de bir eleştiri kültürü eksikliği olduğunu ve söz konusu tarih metinleri olunca bu eksikliğin daha da belirgin hale geldiğine dikkat çekiyor. Türkiye’de böyle bir kültür oluşturacak kadar külliyatın olmadığından ve bu türün bizzat yazarın kendisinden ( tabii ki yazarın insafının derecesine göre ) ve eş-dost meclislerinde konuşulanlardan oluştuğundan ibaret olduğunu belirtiyor. Bu nedenle ; bir yandan yanlışları , hataları bazen kuşaklar boyunca yeniden üretip durduğumuzu , diğer yandan da çok değerli metinlerin bile eleştirilmedikleri için eninde sonunda entellektüel açıdan kavruklaştığını ve etkisizleştiğini belirterek bunun da yazarları hantallaştırdığını savunuyor. Kitabın çıkış noktası da burada ortaya çıkıyor : Eleştiri ortamından uzak bir şekilde tarih metinleri üretilirse ortaya çıkabilecek sonuçları irdelemek.
        Kitabın amacı , tarih metinlerine eleştirel bakmak ve onların ontolojik anlamda  ne gibi sorunlar üretebileceğini tespit etmek. Bunu yaparken de , kişiler ve onların her konudaki bireysel tercihleri , varoluş biçimleri , hayat tarzları , karakter özellikleri ; din , dil , etnik kimlik , biyolojik ve sosyal cinsiyetleri veya cinsel yönelimleri ; özel veya profesyonel kurum , kuruluş veya cemaatlere mensubiyetleri vesaireyle değil ürettikleri metinlerle ilgilenilmiş.
        Kitap tematik olarak düzenlenmiş yedi bölümden oluşmaktadır.Birinci bölümde sadeleştirilen metinlerin , ikinci bölümde çevriyazılı metinlerin ne gibi sorunlar üretebileceği değerlendiriliyor.Üçüncü bölüm , bilgili olduğunu beyan ettiği konuda gereğini yapmayarak cahil kalma tercihini kullanan metinleri ve onların sorunlarını değerlendiriyor.Dördüncü bölümde , gerekli referans verilmeksizin yazılan metinler inceleniyor.Beşinci bölümde , yazarının aynı kalıp metninin değiştiği hallerle , aynı metnin muhtelif edisyonları inceleniyor. Altıncı bölümde , akademik dürüstlük çizgilerini ihlal eden ve maalesef Türkiye akademyasında oldukça yaygın olan haller ele alınıyor ve yedinci bölümde , başka bir uç durum, uydurma ve sahte metinler değerlendiriliyor.

        Birinci bölüm ( Sadeleştirme İncileri ve İncelikleri )’de :

1.    Ahmet Refik ( Günümüz Türkçesine çeviren Güven Akçağ ),Osmanlı’da Hoca Nüfuzu,Toplumsal Dönüşüm Yayınları,İstanbul,1977.
2.    Mehmet Arif Bey (Sadeleştiren Nihad Yazar),Başımıza Gelenler ,İrfan Yayınevi,İstanbul,1973.
3.    Mehmet Arif Bey (Hazırlayan M.Ertuğrul Düzdağ),Başımıza Gelenler,Tercüman,1980.
4.    Ahmet Cevdet Paşa ( Sadeleştiren Dündar Günday ),Tarih-i Cevdet,Üçdal Neşriyat, İstanbul,1984.
5.    Gazi Mustafa Kemal Atatürk (Basıma hazırlayan Hıfzı Veldet Velidedeoğlu),Söylev, Çağdaş Yayınları,İstanbul.1982(ilk basım 1978).

İkinci bölüm ( Çevriyazı hoşlukları )’de :

1.    Yusuf bin Abdullah (Efdal Sevinçli),Bizans Söylenceleriyle Osmanlı Tarihi. Tarih-i al-i Osman, Dokuz Eylül Yayınları,İzmir,1997.
2.    Hayrullah Efendi (Haz.Belkıs Altuniş-Gürsoy),Avrupa Seyahatnamesi,T.C.Kültür Bakanlığı,Ankara,2002.
3.    Abdurrahman Güzel,Abdal Musa Velayetnamesi,Türk Tarih Kurumu,Ankara,1999.


Üçüncü bölüm ( Hatalar ,Yanlışlar,Bilgisizlik,Bariz cehalet ve Bilgiçlik )’de :

1.    Ahmet Akgündüz ve Said Öztürk,Bilinmeyen Osmanlı,Osmanlı Araştırmaları Vakfı,İstanbul,1999.
2.    Soner Yalçın,Efendi/Beyaz Türklerin Büyük Sırrı,Doğan Kitap,İstanbul,2004.

Dördüncü Bölüm ( Referans Verme ve Referanssız Metinlerin Sorunları )’de :

1.    Yılmaz Öztuna,”Ermeni Sorununun Oluştuğu Siyasal Ortam”,Ataöv,Osmanlı’nın Son Döneminde Ermeniler,Ankara,2002.
2.    İlber Ortaylı’nın bazı kitapları :
a.    Tanzimattan Sonra Mahalli İdareler
b.    Türkiye İdare Tarihi
c.    Tanzimat Devrinde Osmanlı Mahalli İdareleri
d.    Tanzimattan Cumhuriyete Yerel Yönetim Geleneği
e.    İmparatorluğun En Uzun Yüzyılı
f.    Osmanlı İmparatorluğunda Alman Nüfuzu
g.    Osmanlı Toplumunda Aile
h.    Eski Dünya Seyahatnamesi
i.    Tarihimiz ve Biz
j.    Tarihin Sınırlarına
k.   Osmanlı’yı Yeniden Keşfetmek
l.    Üç Kıtada Osmanlılar
m.  Osmanlı Barışı

Beşinci bölüm ( Aynı Yazarlar,Değişik Metinler:Muhtelif Edisyonlar )’de :

1.    Halide Edip Adıvar,Türk’ün Ateşle İmtihanı,Çan Yayını,İstanbul,1962.
2.    Halide Edip Adıvar,op.cit.
3.    Ahmed Akgündüz,İslam Hukukunda Kölelik-Cariyelik Müessesesi ve Osmanlı’da Harem,Osmanlı Araştırmaları Vakfı,İstanbul,1995.
4.    Ahmed Akgündüz,İslam Hukukunda Kölelik-Cariyelik Müessesesi ve Osmanlı’da Harem,Osmanlı Araştırmaları Vakfı,İstanbul,2000.
5.    Ahmed Akgündüz,Tüm Yönleriyle Osmanlı’da Harem,Timaş Yayınları,İstanbul,2007.

Altıncı bölüm ( Söyle Canım Ne Dersin? Bir İntihal Daha Var… )’de :

1.    Salahi R.Sonyel,Minorities and the Destruction of the Ottoman Empire,Turkısh Historical Society,ankara,1993.
2.    Benjamin Braude ve Bernard Lewis,Christians and Jews in the Ottoman Empire,Holmes&meier,New York,1982.
3.    Y.Hikmet Bayur,Hindistan Tarihi,cilt 1,İlk Çağlardan Gurkanlı Devletinin Kuruluşuna Kadar(1526),TTK,Ankara,1946.
4.    Sir E.Dennison Ross,”The Portuguese i India”,H.H.Dodwell(Ed.),CUP,Londra,1929.
5.    Cengiz Orhonlu,Osmanlı İmparatorluğu’nda Aşiretlerin İskanı,Eren Yayıncılık,İstanbul,1987.
6.    Yusuf Halaçoğlu,17’nci Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nun İskan Siyaseti ve Aşiretlerin Yerleştirilmesi,TTK,Ankara,1988.
7.    İlber Ortaylı,Tanzimattan Sonra Mahalli İdareler(1840-1878),Türkiye ve Orta Doğu Amme İdaresi Enstitüsü Yayınları,Ankara,1974.
8.    Musa Çadırcı,Tanzimat Döneminde Anadolu Kentleri’nin Sosyal ve Ekonomik Yapıları, TTK,Ankara,1991.
9.    E.Engelhardt(Çeviren Ali Reşad),Türkiye ve Tanzimat ve Devlet-i Osmaniyenin Taih-i Islahatı,Kanaat Kitabhanesi,İstanbul,1328(1910).
10.    Hasan Tahsin Fendoğlu,İslam ve Osmanlı Hukukunda Kölelik ve Cariyelik.Kamu Hukuku Açışından Mukayeseli Bir İnceleme,Beyan,İstanbul,1996.


Yedinci bölüm ( Uydurma Metinler )’de :

    1. İsmet Bozdağ,İkinci Abdülhamit’in Hatıra Defteri ve Mithat Paşa’nın Taif Zindanından Gönderdiği 8 Mektup,Bozdağ Kitabevi,Bursa,1946.
  2. İsmet Bozdağ,İkinci Abdülhamit’in Hatıra Defteri (Belgeler ve Resimlerle),Kervan Yayınları,İstanbul,1976.
  3. İsmet Bozdağ(Hanzade Sultanefendi),Osmanlı Hanedanı Saray Notları(1808-1908),Tekin Yayınevi,İstanbul,2002.
    4. İsmet Bozdağ,Prof.Mehmet Ferit Ulusoy.Hanzade/Sürgünde Bir Şehzadenin Günlüğü,İstanbul,Tekin Yayınevi,2003.
  5. İsmet Bozdağ,Prof.Mehmet Ferit Ulusoy.Osmanlı Hanedanı Saray Notları 3,İstanbul,Tekin Yayınevi,2003.

Yukarıda belirtilen eserler kitapta tematik olarak düzenlenen yedi bölümde incelenmiştir.Yazar günlük hayatımızın herhangi bir köşesinde, hergün , yeni bir tarih felaketiyle karşılaştığımızı belirterek bunlardan örnekler vermiş :
1.    Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısının 30.05.2008 gün ve SP.Haz.2008/01 sayılı esas hakkındaki görüşü
2.    Ayşe Hür,”Millet-i Müselleha’nın Doğuşu”,Taraf,12 Ekim 2008.
3.    Tufan Türenç,”Öfke Dün  de Kötüydü Bugün de Kötü”,Hürriyet,17 Ekim 2008.
Kitapta yazdığı her şeyi referanslandırmaya ve belgelendirmeye gayret ederek, kendi tabiriyle,ortaya bir “ Halep oradaysa arşın burada “ kitabı ortaya çıkmış.Ve şimdi zaman : Arşınla Halep yolunu ölçme zamanıdır.

13 Şubat 2012 Pazartesi

Dünyayı Değiştiren Kitaplar, Robert B.Downs

 Dünyayı Değiştiren Kitaplar, Robert B.Downs (Çeviren Erol GÜNGÖR), Ötüken, 2007-İstanbul
 
 Dünyayı etkileyen 16 kitap.
        İki bölümden oluşan eserinde yazar, İnsanın Dünyası isimli birinci bölümde on, İlim Dünyası isimli ikinci bölümde altı olmak üzere toplam on altı kitabı, yazarları ile birlikte mercek altına alarak incelemiş ve kitapların toplumlar üzerindeki etkisini açıklamaya çalışmıştır.
(1)    İNSANIN DÜNYASI
(a)    HÜKÜMDAR-Niccolo MACHİAVELLİ (MAKYEVEL)
                Makyevel, “gayenin vasıtayı meşru kılacağı” felsefesini kabul etmiş, onyedinci yüzyılda, şeytanla aynı adla,  “Old Nick” lakabıyla  anılan birisidir.Bu kötü şöhreti 1513 yılında yazdığı fakat ancak ölümünden sonra basılan “Hükümdar” isimli esere dayanır.

                Makyevel Hükümdar’da esas olarak şu fikri vurgulamıştır; Devletin menfaatleri uğruna her şey mübahtır ve devlet hayatı ile özel hayatın ahlak ölçüleri birbirinden farklıdır. Buna göre bir devlet adamının özel müzakerelerde tamamen ayıp, hatta suç sayılacak hile ve şiddet yollarına başvurması normaldir.
                “Hükümdar”, hükümdarlara iktidarı nasıl kazanacaklarını ve nasıl elde tutacaklarını öğreten bir rehberdir. Makyevel eserinde bunun nasıl olacağını açıklamaya çalışmıştır.
(b)    SAĞDUYU- Thomas PAİNE
                Thomas PAİNE’nin hayatı, başarısızlıklarla geçmiş, ancak otuz yedi yaşında geldiği Amerika’da yazdığı “Sağduyu” isimli küçük kitabıyla kitleler tarafından tanınmıştır.
                Sağduyu ilk olarak 10 Ocak 1776’da kırk yedi sayfalık bir risale olarak yayınlanmıştır. Bu küçük kitap Amerikan kolonileri halkına, kendi bağımsızlıkları uğrunda –hiçbir tavize ve tereddüde yer vermeden- savaşmaları için açık bir çağrıdır. PAİNE’in Amerikan halkına mesajı, insan haklarını samimiyetle destekleyen, hür ve bağımsız Amerika devletlerinin kurulması olmuştur.
(c)    MİLLETLERİN ZENGİNLİĞİ-Adam SMITH
                Adam SMİTH üniversiteden hocası Francis HUTCHESON’un tesirinde kalmış ve O’nun “En çok kişiye en çok saadet” sözünü, idare felsefesinin devamlı prensibi haline getirmiştir. “Milletlerin Zenginliği” ni 1759’da yazan SMİTH kitabın basılması için 1776 yılına kadar beklemek zorunda kalmıştır.
                “Milletlerin Zenginliği” iki ciltlik ansiklopedik genişliğe sahip bir eserdir. Bu özelliği ona sırf bir iktisat eseri olmaktan daha fazla bir değer kazandırmaktadır. Esere iş bölümünün tartışması ile başlayan Smith, paranın doğuşu ve kullanılışı, ücretler, stok kârları, toprak kirası, gümüşün değeri, üretici ve üretici olmayan emek gibi sahalara giriyor. Kitabın meşhur bölümlerinden birisi de sömürgeler üzerinedir. Bazı otoriteler bu bölümün sömürge siyaseti konusunda yazılmış en iyi parça olduğunu iddia etmektedir.
    (ç)    NÜFUS OLAYI ÜZERİNE BİR DENEME-Thomas MALTHUS
                Adam SMITH ve Thomas PAİNE’in çağdaşı olan Thomas MALTHUS orijinal adı “Cemiyetin Müstakbel Gelişmesine Tesiri bakımından Nüfus Olayı Üzerinde bir İnceleme ve Mr. Godvin, Mr. Condorcet ve Diğer Yazarların Spekülasyonları Üzerine Düşünceler” olan eserini nüfüs artış problemlerini incelemek üzere kaleme almıştır.
                MALTHUS, kitabının başlangıcında iki faraziyeyi ortaya koymaktadır. Birincisi, insanın varlığı için gıda şarttır; ikincisi, karşı cinslerin birbirlerini arzulamasından vazgeçilemez ve bu arzu bundan sonra da hemen hemen aynı kalacaktır. Bu faraziyelere dayanan başka birtakım verileri de ortaya koyan MALTHUS, şöyle bir sonuca varıyor: Nüfus kontrolunun bulunmadığı, tabiat üzerine sınırlamaların konmadığı her yerde nüfus, her nesilde bir kat daha artar.Bununla birlikte gıda üretiminin aynı hızda artacağını söylemek pek olası değildir. Bu düşünce tarzının tabii ve mantıki bir neticesi de nüfus artışı üzerinde devamlı kontroller yapma gerekliliğidir.
(d)    SİVİL İTAATSİZLİK-Henry David THOREAU
                Henry David THOREAU iyi bir tabiat gözlemcisi, bir inziva ve kır aşığı, İngiliz nesrinin bir ustası olarak bilinir. THOREAU’nun “En iyi hükümet hiç hükümet etmeyendir” sözleriyle başlayan “Sivil İtaatsizlik” isimli denemesi ilk yayınlandığında pek az dikkat çekmiş ve pek az kişi tarafından okunmuştur. Ancak, sonraki yüzyıl içinde binlerce kişi onu okumuş ve milyonlarca kişinin hayatı etkilenmiştir.
                Vatandaşların adaletsiz kanunlara karşı alması gereken tavır THOREAU tarafından tartışılmıştır. THOREAU’ya göre eğer hükümet vatandaşları, başkasına haksızlık yapmaya alet ediyorsa, o zaman kanunu çiğnemek gerekir. Değişikliklere ve reformlara karşı çıkmak, kendini tenkit edenlere kötü muamele yapmak hükümetin tabiatında vardır. Öyleyse sivil itaatsizliğin bir metodu da vergi vermemektir. Ne kadar çok sayıda kişi bu şekilde hükümeti tasvip etmediklerini belirtirlerse hükümetin reform yapma isteği okadar artacaktır.
(e)    TOM AMCA’NIN KULÜBESİ-Harriet Beecher STOWE
                “Tom Amcanın Kulübesi”nin lehinde ve aleyhinde bulunanların ortaklaşa kabul ettikleri tek bir nokta vardır: İstisnasız hepsi de,  bu kitabı kendi çağı üzerindeki ve Amerika’nın İç savaşının hazırlanışındaki derin tesirini kabul  etmektedirler.
                Eser, modern yayıncılık tarihindeki bütün  diğer satış rekorlarını aşmıştır. Roman, tiyatro, şiir ve müzik şeklinde milyonların malı olmuş ve bütün dünyaya yayılmıştır. Bayan STOWE, yazdığı romanın yıllardır süren kölelik tartışmasına barışçı bir çözüm getireceğini ümid etmiş ve buna inanmıştır. Bazı yazarların ifadesine göre “İçinde yazılmış olduğu atmosferden çıkarılırsa, Tom Amcanın Kulübesi bir çağın ve bir milletin büyük bir tasviri olarak kalacaktır”.
(f)    SERMAYE-Karl MARX
                Babası zengin bir avukat olan Karl MARX, 1818’de Almanya’nın Rhein bölgesinde doğmuştur. Yahudi soyundan gelmesine karşın, Yahudi aleyhtarı bir dünya görüşüne sahip olmuştur.
                Kapital adlı eserinde MARX, kapitalist sisteme karşı iddialarını ortaya atmış ve kendi tahminine göre niçin bu sistemin en sonunda kaçınılmaz biçimde yıkılacağını ve ortadan kaybolacağını göstermeye çalışmış ve emeğin teorisini ortaya atmıştır. MARX’a göre ufak kapitalistler büyükler tarafından yutulurken orta sınıf da ortadan kalkar ve geriye bir avuç kapitalist ve işçi sınıfı kalır. İşte o zaman geldiğinde sınıf mücadelesi proleteryanın (işçi sınıfı) zaferiyle sonuçlanacaktır.
(g)    TARİHİN AKIŞI ÜZERİNE DENİZ GÜCÜNÜN ETKİSİ-Alfred T. MAHAN
                Modern deniz kuvvetleri üzerinde Amiral Alfred T. MAHAN kadar etkili kimsenin olmadığı birçokları tarafından kabul edilen bir gerçektir. MAHAN, dünya hakimiyeti kurmada, bütün tarih boyunca hâkim rolü, deniz gücünün oynadığını ortaya koymuştur. Sahili bulunmayan devletler, gücü ne olursa olsun, gerilemeye ve yıkılmaya mahkumdurlar. Çünkü kara, MAHAN’a göre baştanbaşa engel demektir, deniz ise açılık ve kolaylık zeminidir.
                MAHAN eserinde, deniz gücünü etkileyen üç tabii şartı, yani coğrafi mevki, fiziki olgunluk ve arazi genişliğini gözden geçirdikten sonra, ülke halkı ve hükümeti üzerinde duruyor. MAHAN’ın bütün kitap boyunca vurguladığı temel tezi şudur: Deniz gücü ile kara gücü arasındaki mücadelede bir memleketin denizden kuşatılması ona karşı yenilmez bir kara ordusu çıkarmaktan daima daha etkili olmuştur.
(h)    TARİHİN COĞRAFİ MİHVERİ-Sir Halford J. MACKINDER
                MACKINDER, 25 Ocak 1904’te Londra’da, Tarihin Coğrafi Mihveri isimli meşhur tezini okumuştur. MACKINDER’a göre deniz gücünün hakim olduğu çağ kapanmıştır. Buna göre yeni dönemin tabii kuvvet merkezi, dünyanın en büyük kara kitlesi, Avrupa ve Asya kıtalarının muazzam toprak sahası “dünya politikasının mihver bölgesi”dir.
                MACKINDER’in kitabında sözünü ettiği iddialarını çok bilinen  şu formül ile özetlemek mümkündür: Doğu Avrupa’ya hakim olan Merkez Bölgeye hakim olur: Merkez Bölgeye hakim olan Dünya adasına hakim olur: Dünya Adasına hakim olan Dünyaya hakim olur.
            (ı)    KAVGAM-Adolf HİTLER
                HİTLER Kavgam’ı Landsbnerg’deki Bavyera hapishanesinde mahkum olarak bulunduğu sırada yazmıştır. Münih ayaklanmasında ölen onaltı Nazi’ye ithaf edilen kitabın orijinal adı “Yalanlara, Budalalıklara ve Korkaklıklara Karşı Dört Buçuk Yıllık Mücadele” dir.
                Kavgam’ın hep tekrarlanıp duran ana teması ırk, ırk saflığı, ırk üstünlüğüdür. Ancak HİTLER kitabın hiçbir yerinde ırkı tarif etmemiştir.Ari ırkın, yani Alman ırkının diğer ırklara doğuştan üstün olduğuna fanatik bir şekilde inanan HİTLER, bu hakim ırkın diğer ırkları kendi menfaatleri için istila etmesi, sömürmesi, ortadan kaldırması, veya mal-mülkten mahrum etmesinin bir görev olduğunu ileri sürmektedir.
                HİTLER’in kitabında, Alman ırkı için düşlediği çok geniş emelleri bulunmaktadır. Bu emellerini gerçekleştirebilmek için üç metod kullanmayı uygun görmüştür: Propaganda, diplomasi ve kuvvet.
                HİTLER, demokrasinin yerine lider ilkesini koyuyordu. Kitlelerin üzerinde lider olacak, kitle onun her emrine kayıtsız şartsız itaat edecekti. Herkesin üstünde ise her türlü başarı ve başarısızlığın sorumluluğunu üstlenen bir Führer vardı.
(2)    İLİM DÜNYASI
(a)    GÖK KÜRELERİNİN DÖNÜŞLERİ ÜZERİNE ( De Revolutionibus Orbium Colestium)-Nicolous COPERNİCUS ( KOPERNİK)
                Kopernik bu eserini kilisenin “dünyanın döndüğü masalına” şiddetle karşı çıktığı bir dönemde yazmıştır. Dönemin özelliğinden dolayı kitabı basan Osiander, Kopernik’in ifade ettiği radikal fikirlerden çekinmişti. Bu çekincesinden dolayı Yazardan yetki almadan, kendi ismini de koymadan, Kopernik’in önsözünü çıkardı. Bunun yerine kendisi bir önsöz yazdı ve kitabın sadece astronomları ilgilendiren birtakım faraziyeler ihtiva ettiğini söyledi; dünyanın hareket etmesinin mutlaka doğru ve muhtemel olması gerekmediğini; kısaca kitabın ciddiye alınmaması gerektiğini ifade etti. Bu sahte önsöz sayesinde Kilise kitabın önemini fark edememiş ve 16’ncı yüzyıla kadar yasaklamamıştır.
                Kopernik eserini akıllıca bir düşünce ile papa Üçüncü Paul’e ithaf etmişti. Eser ithaf yazısı ve Osiander’in sahte giriş yazısından sonra altı ana bölüme ayrılıyordu. Birinci bölümde Kopernik’in evren hakkındaki görüşleri, ikinci bölümde gök cisimlerinin matematik yoluyla yapılan ölçümleri yer almaktaydı. Diğer dört bölümde ise ayın ve gezegenlerin hareketleri ayrıntılı bir şekilde anlatılmaktadır.
(b)    TABİAT FELSEFESİNİN MATEMATİK İLKELERİ (Principia Mathematica)-Sir Isaac NEWTON
                Newton çok büyük matematikçilerin bulunduğu bir çağda adeta bir matematik sihirbazı idi.1642 yılının noelinde doğan Newton, üniversiteyi Cambridge ünifersitesinde okudu ve burada hayatına büyük oranda yön veren matematik profesörü Isaac Barrow ile tanıştı.
                Newton şaheseri “Principia” yı on sekiz ay gibi kısa bir sürede tamamladı. Principia 1687’de tanesi on veya oniki şilin olan küçük bir kitap halinde baskıdan çıktı. Kitap bütün olarak cisimlerin hareketlerinin matematik yoluyla açıklanmasına, özellikle güneş sistemine evrensel çekim kanununun ve dinamiğin uygulanmasına ayrılmıştır.
                Principia evrendeki olayların nasıl olduğunu anlatıyor, bunların niçin olduklarına dair hiçbir açıklama teşebbüsüne girmiyordu. Newton’un inancına göre ilmin fonksiyonu bilgi toplamaktı ve bilgimiz ne kadar artarsa sebep hakkında daha fazla anlayış kazanırdık; insan, tabiatın hakiki ve kesin ilmi kanunlarını hiçbir zaman keşfedemese de.
(c)    DE MOTU CORDİS (Hayvanlarda Kalbin ve Kanın Hareketleri Üzerinde Anatomik Uygulama)-William HARVEY)
                1578 yılında İngiltere’de doğan William HARVEY kan dolaşımı ve kalbin fonksiyonları konusunda düzenli, sistemli ve ilmi prensiplerin keşfedilmesi ve formüle edilmesi konusunda ilk bilim adamı olarak bilinir.
                Uzun yıllar süren eğitim ve meslek hayatından sonra HARVEY, 1628’de, tıp tarihinin o zamana kadarki en önemli eseri olarak kabul edilen yetmiş iki sayfalık eserini Latince olarak çıkardı.
                Kitap, bir giriş ve on yedi kısa bölümden oluşmaktadır. Kitabında HARVEY, kalbin hareketi ve kanın vücuttaki daire biçiminde dolaşımını açık, bağlantılı bir şekilde izah etmektedir.
            (ç)    TÜRLERİN KÖKENİ-Charles DARWIN
                DARWIN eğitim ve meslek hayatı süresince edindiği tecrübeler ve bilgiler sonunda kutsal kitapta yazan “Yaradılış” ifadelerine inanmadı. Bunun sonucu olarak evrim ve türlerin değişmeleri üzerinde notlar tutmaya, vakalar toplamaya, kısacası “Türlerin Kökeni” adlı kitabının hazırlıklarını yapmaya başladı.
                Türlerin Kökeni önce ehli hayvan ve bitkilerde insanların kontrolu neticesinde meydana gelmiş değişmeleri anlatıyor.Suni elenme yoluyla meydana gelen değişmeler, tabiattaki değişmeler veya tabii elenme ile karşılaştırılıyor. Çıkan netice şudur: nerede hayat varsa orada daima değişme vardır. Birbirinin tam aynı iki canlı bile yoktur.
(d)    RÜYALARIN YORUMU-Sigmund FREUD
                1881’de Viyana Üniversitesini bitirerek tıp doktoru olan FREUD, gezici bir bursla ozamanlar meşhur bir bilim adamı olan Fransız patalog ve nöroloğu Jean Charcot’un yanına çalışmıştır. FREUD hiç şüphesiz modern psikiyatrinin kurucusudur.
                Kendisine göre en beğendiği kitabı olan ve 1900’de yayınlanan “Rüyaların yorumu” onun hemen bütün temel gözlemlerini ve fikirlerini ihtiva etmektedir. FREUD bir insandaki zihin faaliyetinin üç seviyede cereyan ettiğini söyler. Bu seviyeler İd, Ego ve Süperogo’dur. Bunların en önemlisi İd’dir. FREUD’a göre, İd’in sahası bizim şahsiyetimizin karanlık, ulaşılamayan kısmıdır; onun hakkında ancak rüyaları ve nörötik arazların teşekkülünü incelemek suretiyle birazcık bilgi edinmiş bulunuruz.
(e)    ÖZEL VE GENEL İZAFİYET TEORİLERİ-Albert EINSTEIN
                Albert EINSTEIN kendi hayatı sırasında destan kahramanı derecesinde şöhret kazanmayı başaran nadir şahsiyetlerden biridir. EINSTEIN’ın evren konusundaki teorilerini tam manasıyla anlayacak bütün dünyada çok fazla insan olmasa da, bu durum binlerce insanı teşvik ve tahrik etmiş, onların bu büyük matematik sihirbazının söylediklerini anlamaya çalışmalarına yol açmıştır.
                EINSTEIN’ın ilme katkıları sayısız olmakla birlikte onun asıl şöhreti izafiyet teorisi konusundadır.

28 Aralık 2011 Çarşamba

KÜÇÜK AĞA ROMANININ ÖZETİ


Yazar: Tarık BUĞRA
1. Dünya Savaşı resmen sona ermiştir. Ancak savaşın Osmanlı Devleti üzerinde

yarattığı etkiler tüm gücüyle devam emektedir. Savaş sonrası bir çok asker memleketlerine geri dönmüştür. Bu erlerden biri de Salih adlı Akşehirli bir askerdir. Memleketine döndüğünde kaybettiği kolunun acısıyla beraber, ülkenin durumunu daha acı bir şekilde anlayan Salih gittiğinden beri çok şeyin değiştiğini görür.Salih’in samimi arkadaşı olan Niko bir Rum'dur ve gelişmelerden o da etkilenmiştir.Yavaş yavaş Yunan ve İngiliz ordularının işgal haberleri gelmekte ve iki halkın birbirine olan düşmanlığı artmaktadır.Salih ise yüzyıllardır Osmanlı himayesinde rahatça yaşayan Rumların bu davranışını bir ihanet olarak görmekle beraber arkadaşı Niko’dan kopamamaktadır. Rumlarla olan dostluğu kasabalı tarafından fark edilir ve kasabalı Salih’i dışlar.Salih artık sürekli Niko ve onun çevresiyle dolaşır olmuştur.Öte yandan halk işgallere tepkisiz kalmama kararı almıştır fakat bunun kimin önderliğinde yapılacağı karmaşası vardır.
Salih günler geçtikçe kendi kasabalısının tepkisini çekmiş ve artık istenmeyen biri olmuştur.Bu sırada kasabaya İstanbullu Hoca adında bir hoca gönderilir.İstanbul’dan gönderiliş amacı kasabada padişaha ve Osmanlı’ya bağlılığı teşvik etmektir. Hoca çok etkili bir insandır ve halkın büyük beğenisini ve takdirini kazanır. Vaazlarda cemaate Osmanlı padişah ve din lehinde düşüncelerini aktarmaktadır. Bu sırada memlekette Hoca’nın düşüncesine tam ters olmamakla birlikte , kurtuluş ümidi olabilecek bir örgüt kurulmaktadır: Kuvayı Milliye. Ancak Kuvayı Milliye’nin işi çok güçtür. Hocanın vaazları da Kuvayı Milliye ilkelerine ters düşmektedir. Hoca her fırsatta padişaha bağlılıktan bahsetmektedir, Kuvayı Milliye ise padişahtan kurtulmak, yeni bir yönetim kurmak amacını gütmektedir.İşte bütün bu ihtilaflar dolayısıyla Kuvayı Milliye yandaşları ve Hoca arasında bir zıtlaşma meydana gelir. Hoca ise halka kendini çok sevdirmiştir. Fakat Hoca da kendi içinde bir yandan yaptığı işin gerçekten doğru olup olmadığının sorgulamasını, padişaha olan güvencinin doğruluğunun şüphesini yoklamaktadır.Kuvvacılarla Hoca arasındaki çatışma zamanla iyice açık şeklini alır ve vaazlarda karşıt fikirler açıklanır.
Olaylar gelişirken Salih ise unutulmuşluk ve terkedilmişlikten bir kaçış olarak Kuvayı Milliye’ye katılmaya verir. Onu bu kararı vermeye zorlayan başka bir şey ise yakın arkadaşı Niko’nun da sonunda Osmanlıya karşı savaşta yer almasıdır.Salih bu ihanetin öcünü almak için koşacak ve kurtuluş mücadelesinde büyük rol oynayacaktır. Kuvva bir türlü hizaya gelmeyen Hoca hakkında ölüm emri çıkartır. Hoca evliliği ve çocuğu ve en önemlisi de halkın zorlamasıyla Akşehir’den kaçar ve çete reislerine sığınır.Kuvva ile arasında yaşanan kovalamacadan sağ kurtulur ve kendi başına yanına adam da alarak bir kasabaya sığınır. Kuvva ise Hocayı kaçırdığı için üzgündür ve Salih’i O’nu bulmakla görevlendirir. Hoca ise şimdi hangi tarafta yer almak gerektiğinin hesabını yapmaktadır. Kuvayı Milliye ise her geçen gün başarı kazanmakta ve güçlenmektedir. Salih, Hoca’yı bulur ve onu padişah hizmetinden vazgeçerek Kuvva yararına çalışmaya ikna eder. Beraberce Çerkez Ethem’in kardeşi Tevfik Bey’in çetesine katılırlar. Çerkez Ethem, düzenli ordu ve İsmet Paşa’nın emri altına girmek söz konusu olunca Kuvva’ya ve Ankara’ya karşı isyan bayrağı açmıştır. Hoca ise bu yolun yanlış olduğuna inanır ve onları bu yoldan döndürmek için planlar kurar. Hoca’nın amacı Çerkez Ethem ve kardeşlerini Kuvva’ya karşı cephe almaktan vazgeçirmek olmasa bile olası bir isyan halinde güçlerini zayıflatmaktır. Akşehir’de ise Hoca öldü bilinmektedir. Oysa Hoca hayattadır ve yeni kimliği “Küçük Ağa” ile kuvva yararına çalışmaktadır.Hoca’nın Kuvva yararına çalıştığı haberi Salih tarafından Akşehir’de sadece Kuvvacı olan birkaç kişiye duyrulur ve memnuniyet yaratır.Başta Kuvayı Milliye hareketine büyük hizmet vermiş Doktor olmak üzere Kuvvacılar Hoca’nın kendi saflarına katılışından büyük haz duyarlar.
Hoca, Ethem’in İsmet Paşa hizmetine girmemek için yapacağı en büyük saldırı olan Kütahya saldırısında ona bir oyun oynayarak başarısızlığına neden olur ve Kuvayı Milliye’ye en büyük hizmetini vermiş olur. Ethem ise Yunanlılara sığınacaktır. Hoca ise bütün bu ihtiras ve gücü elinde bulundurma tutkusuna kapılan insanlardan nefret etmektedir. Artık savaş alanından başka bir cephede de mücadele verilmektedir, şimdi iktidar çekişmeleri büyük tehdit oluşturmaktadır. Hoca bunu acıyla farkeder. Ankara ise Hoca’nın başarılarından haberdardır ve kendisini Ankara’ya davet eder. Daveti kabul eden Hoca Ankara’nın durumunu yakından görür ve cephede savaşmanın, bu iktidar kavgasında yanlış düşünenlere ve hainlere verilecek savaştan daha kolay olduğunu düşünür. Fevzi Paşa Hoca’ya yakınlık gösterir.Hoca bütün bu kişiliklerin önemini daha iyi anlamaktadır. Memleket zafere doğru gitmektedir ve bu noktada Ankara ve Melis’e büyük iş düşmektedir. Bu sırada Küçük Ağa yani İstanbullu Hoca Ankara’da kendisini Akşehir’den tanıyan ve bir zamanlar zıt fikirleri yüzünden tartıştığı Kuvvacı Doktor ile buluşur. Doktor böyle saygıdeğer birinin kendi saflarına katılışından duyduğu mutluluğu Hoca’ya söyler ve asıl kimliğini bilenin sadece kendisi olduğunu , kendisi dışındakilerin onu Küçük Ağa diye tanıdıklarını anlatır. Hoca ise artık özlediği eşi ve çocuğunun özlemiyle yanmaktadır.
Küçük Ağa, Fevzi Paşa ile birlikte Akşehir’e gelir ve burada da tanınmadığını ve Küçük Ağa olarak bilindiğini görür.Eşi ve çocuğu hakkında bilgi alır ve çocuğunu bulur fakat eşinin durumu kötüdür. Eşine geldiğini haber eder fakat kadın ölmek üzeredir ve oğlunu Hoca’ya emanet ettiğini söylemekle kalır ve günler sonra da ölür. Hoca daha sonra Ankara’ya döner ve mücadeleye devam eder.