topkapı sarayı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
topkapı sarayı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Nisan 2012 Pazartesi

İlber Hoca’yla Topkapı Sarayı, İlber Ortaylı

İlber Hoca’yla Topkapı Sarayı, İlber Ortaylı, Muştu Yayınları, 2008, İstanbul
 
 (1) Yazdığı eserlerle tarihimize ışık tutan Prof. Dr. İlber ORTAYLI, bu kitabında Topkapı Sarayının tüm mekanlarını okurlarıyla paylaşmakta, sarayın gizemli dünyasını fotoğraflar eşliğinde tanıtmaktadır.
        (2) İstanbul’un fethinden sonra Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılan Topkapı Sarayı, Osmanlı Devletinin yönetim merkezi ve padişahların ikametgah yeri olmuştur. Saray mütevazi fakat güzel yapısıyla, hoş bahçeleri ve özgün konumuyla, içindeki hazinelerin ve arşivlerin zenginliğiyle eski imparatorluğun evi ve en büyük sarayıdır. Bu yönleriyle Osmanlı’da güzellikle tevazuu, din anlayışı ile dünya anlayışını bir arada gösteren önemli bir örnektir.
        (3) Topkapı Sarayı, dünyanın en güzel şehri İstanbul’un en güzel köşesine inşa edilmiştir. Bu bölge Bizans’ın da yönetim merkezidir. Saray, Bizans Sarayının üzerine yapılmıştır. Bizans Sarayından kalan taşlar ve sütunlar da sarayın yapımında kullanılmıştır.
        (4) Saray, zaman zaman yapılan ilavelerle bugünkü halini almıştır. Kanuni Sultan Süleyman döneminden itibaren sarayda yaşayan insanların sayısının artmasından sonra yeni binalar yapılmıştır. Son ilave, Sultan Abdülmecit döneminde yapılan Mecidiye Köşkü’dür. Sarayın tüm binaları  günümüze ulaşamamıştır. Sahildeki saray ve kasırlardan bazısı günümüze ulaşabilmiştir.
       (5) Prof. Dr. İlber ORTAYLI bu kitabında; Topkapı Sarayındaki köşkleri, odaları ve mekanları fotoğraflar eşliğinde bizlere tanıtmaktadır.

               (a) Kubbealtı:
                    Divan-ı Hümayun adı verilen toplantıların yapıldığı, üç kıtaya yayılan imparatorluğun yönetildiği mekandır. Divana padişah bizzat katılmaz, dilerse Adalet Kulesindeki pencereden takip ederdi. Toplantıya Sadrazam başkanlık eder; vezirler, defterdar , Anadolu ve Rumeli Kazaskerleri, Nişancı gibi en üst düzey devlet adamları katılır; İmparatorluğun en önemli kararları bu toplantılarda alınırdı.
               (b) Adalet Kulesi:
                    İstanbul’un her yanından görülebilen ve İmparatorluğun gücünü gösteren bir yapıdır. Sarayın ve İstanbul’un en iyi gözlendiği bu kule 45m. yüksekliğindedir. Bu özelliğinden dolayı Osmanlı döneminde Harem ağalarının kulede geceli gündüzlü nöbet tuttukları bilinir. Kuleye “adalet” isminin verilmesinin, devletin dört yanından hakkını aramak için gelen insanların bu kulenin altında bulunan divana müracaat etmelerinden geldiği sanılmaktadır.
               (c) Saray Mutfağı:
                    Osmanlı zarafetinin ve zenginliğinin ifadesi olan mutfak, başka saraylarla mukayese edilemeyecek derecede büyüktür. Saray mutfağında sadece yemek yapılmaz, aynı zamanda çeşitli ilaçlar da hazırlanır. Günde yaklaşık beş bin kişiye, elli ya da altmış çeşit yemek çıkar. Padişahlara Kuşhane Mutfağında ayrı olarak yemek hazırlanırdı. Saray halkı, bilhassa Harem ve Enderunlular bu muhteşem mutfaktan yararlanırdı. Pişirilen yemekler sadece saray halkına verimez; dışardan Divan-ı Hümayun’a dilekçe vermeye gelenlere de her din ve dilden tebaya , davacılara ve şahitlere de yemek ikram edilirdi. Saray Mutfağının Yağhane, Reçelhane ve Helvahane gibi bölümlerinde onlarca farklı türde gıda üretilirdi. Bugün Saray Mutfağının bulunduğu yerde yaklaşık 12.000 adet Çin porseleni koleksiyonunun bir kısmı sergilenmektedir
              (ç) Saray Hazinesi:
             İmparatorluk hazinesinin saklandığı yer, Kubbealtının yanında bulunan binadır. İmparatorluğun son dönemlerinde pek çok isyanın çıkmasına  bu hazinede saklanan altın ve gümüşün azlığı sebep olmuştur. Yeniçerilere üç ayda bir dağıtılan ulufe, Mekke ve Medine’ye fukaraya Sure Alayları ile birlikte sadaka gönderilmesi, padişahların tahta çıkma merasimlerinde dağıtılan bahşişler bu hazineden karşılanırdı. Devletin güçlü olduğu dönemlerde hazine de dolmuş, imparatorluğun zayıflamasıyla birlikte hazinede bulunan para miktarı da düşmüştür. Günümüzde hazinenin saklandığı yerde silah koleksiyonu bulunur. Hazine ise Fatih Köşkünde sergilenmektedir.
              (d) Silah Koleksiyonu:
                   Osmanlı askerlerinin çeşitli dönemlerde kullandıkları silahlar Hazine Dairesinde sergilenmektedir. Sergide gerek Osmanlı askerlerinin kullandığı gerekse diğer devletlerle yapılan savaşlarda ele geçirilen miğfer, zırh, kılıç, kalkan ve tüfek gibi pek çok silah vardır. Kılıç ve okların en önemli savaş silahı olduğu dönemden, ateşli silahların kullanıldığı dönemlere kadar çok uzun yıllar hüküm süren bir imparatorluğun zengin bir silah koleksiyonu olması gayet doğaldır.
              (e) Has Ahur:
                   Padişah atlarının bulunduğu bölümdür. Padişah atları hızlı koşmaları ve önlerine çıkan engellerden atlamaları için serahur denilen görevliler tarafından özel olarak eğitilirdi. Saraydaki tek ahır Has Ahur değildir. Bugün Ahırkapı olarak adlandırılan bölgede bulunan ahırlarda saray halkına ait atlar bulunurdu.Bu alanda atlardan başka deve, katır gibi binek hayvanları da beslenirdi.
               (f) Babü’s Saade:
                    İkinci avludan üçüncü avluya geçiş kapısıdır. Saadet kapısı, mutluluk kapısı anlamı taşır. Osmanlı tarihinin en ihtişamlı törenleri bu kapı önünde yapılırdı. Yeni padişahın tahta çıkma merasimi ile vefat eden padişahların cenaze merasimleri burada yapılırdı. Ayrıca yeniçerilere ulufe denilen üç ayda bir verilen maaşlarının dağıtımı da burada olurdu. Yeniçerilerin ulufe aldıktan sonra padişahı selamlamaları sarayı inletirdi. Yabancı elçiler bu merasimi seyretmeleri için saraya kabul edilir; böylece Osmanlı’nın gücü dost ve düşman tüm devletlere gösterilmiş olurdu.
               (g) Enderun :
                     Enderun bir saray okuludur. Osmanlı ülkelerinden devşirilen çocukların en zekileri Enderun’a alınırdı. Bu öğrenciler hem saray hizmetlerinde çalışır hem de eğitimlerine devam ederlerdi. Böylece büyük görev alsalar da kimseye ayrıcalık yapmazlar ve padişaha son derece bağlı olurlardı. Enderun’a seçilen çocuklar öncelikle Türkçe’yi öğrenirler, Türk- İslam kültürü içinde yetiştirilirlerdi. Enderunlular; Matematik, Tarih, Astronomi gibi bilim dalları ile dini alanda da eğitim alırlardı. Enderunlular, mezun olduklarında yeteneklerine göre saray içinde veya dışında üst seviyede görevlere atanırlardı.
               (ğ) Arz Odası:
                     Padişahın, elçileri ve devlet ileri gelenlerini kabul ettiği odadır. Divan-ı Hümayun’da alınan kararlar Padişaha burada arz edildiği için ”Arz Odası” adı verilmiştir. Padişah, divan toplantılarından sonra sadrazamla divanda alınan kararları bu mekanda görüşürdü. Odanın içindeki ve dışındaki çeşmeler , görüşmeler esnasında açılarak içerideki konuşmaların dışarıdan duyulmasına mani olunurdu.
               (h) Üçüncü Ahmed Kütüphanesi:
                     Enderunluların kaldığı avluda bulunduğu için Enderun Kütüphanesi de denilmektedir. Hattat ve okumayı çok seven bir padişah olan Üçüncü Ahmed yaptırmıştır. Kütüphane içerisinde bugün kitap bulunmamaktadır. Buradaki yazma eserler Topkapı Saray Kütüphanesine kaldırılmıştır.
               (ı) Fatih Köşkü:
                    Sarayda ilk inşa edilen yerlerden biridir. Fatih Sultan Mehmet, bu binada oturmuş, iç duvarlarını nadide çinilerle şahane hat levhalarıyla süslemiştir. Köşkün altında büyük depolar vardır. Padişahın hazinesi de bu depolara konulurdu. Sonraki yıllarda köşkün tamamı Hazineye ayrılmıştır.
(i)    Mukaddes Emanetler Dairesi:
                     Aslında “Has Oda” denilen padişahların kullandığı bir mekandır. Padişahlar bu dairenin sağdaki ikinci odasını çalışma odası olarak kullanırlardı. Bu odaya Taht Odası denilir. Yavuz Sultan Selim tarafından Mısır’ın fethinden sonra getirilen mukaddes emanetler burada saklanmıştır. Emanetler içinde en meşhuru Peygamberimizin hırkası olan Hırka-i Saadet’tir. Bu bölümde Peygamberimize ait eşyaların yanı sıra diğer peygamberlere ait eşyaların da olması, Topkapı Sarayının diğer dinler açısından da önemini ortaya koymaktadır.
              (j)  Sünnet Odası:
                   Mukaddes Emanetler Dairesinin hemen yanındadır. Bu odaya sünnet odası denilmesinin sebebi, padişahların namazların sünnetini burada kılmalarıdır. Ayrıca şehzadelerin sünnet merasimlerinin de burada yapıldığı bilinir.
              (j) Saray Mescitleri:
                  Sarayda Beşir Ağa Camii, Ağalar Camii, Harem Mescidi, Sofa Camii, Aşçılar Mescidi, Karaağalar Mescidi gibi cami ve mescitler bulunur. Günümüzde Sofa Camii ibadet mekanı olarak kullanılmaktadır.
              (k) Dördüncü Murat Tahtı:
                    Hekimbaşı Odası’nın yanında Dördüncü Murat’ın mermer tahtı bulunur. Padişah bu tahta oturarak saray bahçesinde yapılan spor müsabakalarını seyrederdi.


              (l) Saray Köşkleri:
                   Topkapı Sarayı içerisinde bir çok köşk bulunur. Bunlardan başlıcaları Revan, İftariye, Bağdat, Mecidiye ve Mustafa Paşa Köşkü’dür.
              (m) Harem:          
                     Osmanlı Devletinde padişahın evi olan Harem, Topkapı Sarayı’nın üç temel bölümünden biridir. Padişahın annesi, eşleri ve kızları da burada ikamet ederlerdi. Haremi padişahın annesi olan Valide Sultan yönetirdi. Harem aynı zamanda Osmanlı Sarayında kız çocuklarının eğitildikleri yerdir. Hareme alınan kızlara Türkçe, dini ilimler, musiki, edebiyat gibi alanlarda eğitim verilirdi. Hareme Türk kızları alınmazdı. Daha çok Gürcü, Ukraynalı, Rus, Yunan ve Hırvat kızları ile az da olsa Fransız ve İtalyan asıllı kızların Hareme alındığı bilinmektedir. Burada yetişen kızlardan bazıları padişahlarla evlenir, bir kısmı sarayda hizmetli olarak kalır, asıl önemli bir kısmı ise Enderun’da yetişen ve devletin üst yönetiminde görev alan kişilerle evlendirilirlerdi.
              (n) Şehzade Mektebi:
                    Padişah çocuklarının saraydaki eğitimleri bu mekteplerde verilirdi. Şehzadelerin dini, ahlaki ve manevi ders hocalarının yanında; askeri, idari, hukuki, mali, siyasi ve dış politika dersleri aldığı hocaları da vardı. Şehzadeler, saraydaki eğitimlerini tamamladıktan sonra devlet yönetiminde tecrübe ve şahsiyet kazanması için Anadolu’da bazı illere gönderilirdi.
              (o) Hünkar Sofası:
                    Haremin en büyük ve en güzel salonudur. Bayramlaşma merasimleri, saray düğünleri, mevlid ve Ramazanlarda Kur’an okumaları burada yapılırdı.
              (ö) Yemiş Odası:
                    Adını duvarlarında bulunan meyve figürlerinden almıştır. Sultan üçüncü Ahmed tarafından yaptırılan bu oda, padişahların zaman zaman öğle yemeklerini yedikleri, kitap okudukları ve dinlendikleri bir mekandır.
              (p) Saray Hamamları:
                    Topkapı Sarayı’nda bulunan toplam hamam sayısı on dörttür. Bu sayı bize Osmanlılarda temizliğe verilen önemi göstermektedir.

       (6)  Topkapı Sarayı, her yıl milyonlarca ziyaretçiyi ağırlamakta ve her geçen gün ziyaretçi sayısı artmaktadır. Tarihe olan ilgi bakımından bu durum sevindiricidir. Kültürel varlıklarımızı bizden sonraki nesillere zarar görmeden aktarmak; onları korumak ve yıpranmalarını önlemekle olur. Kuşkusuz bu da, var olan ilgi seviyesini ve tarih bilincini daha da yükseltecektir.

15 Nisan 2012 Pazar

Osmanlı Sarayında Hayat, İlber Ortaylı

Osmanlı Sarayında Hayat, İlber Ortaylı, 2008, İzmir
Topkapı Sarayı etrafında şekillenen hayat
Topkapı Sarayı Osmanlı sultanlarının yaşadığı yerdir. İstanbul fatihi II. Mehmet tarafından 1460’ ta yaptırılmıştır. 19’uncu yüzyıl ortalarına kadar Osmanlı padişahları ve saray halkı burada ikamet etmiş ancak 1850’lerin başına gelindiğinde sultanlar artık Dolmabahçe Sarayında yaşamaya başlamıştır.
Köklü bir tarihe sahip İstanbul 1400’lü yıllarda konut bölgeleri büyük miktarda boşalmış harap ve bitap bir haldeydi. Fetih sonrasında II. Mehmet tarafından şehirde yapılan medreseler, camiler, bedestenler, kervansaraylar, hamamlar harap ve bitap Doğu Roma başkenti bir Türk şehri haline getirmiştir.
Osmanlılarda saray hem devlet reisinin ikamet yeri hem de ofisidir. Topkapı Sarayı yapılırken Bizans Sarayından kalan taş ve sütunlar sarayın yapımında kullanılmıştır. Saray o dönemde şehrin her tarafına hakim ve her yerinden görülebilen bir yere kurulmuştur. Ayrıca Ayasofya’ya yakın bir yerdedir. Çünkü padişahlar Cuma ve teravih namazlarını burada kılarlardı. Ayasofya’nın ne yapısının ne de adının değiştirilmemesi Osmanlının insanlık mirasına duyduğu saygıyı gösterir.
Saray dönem dönem padişahların yaptırdığı ilavelerle günümüzdeki şeklini almıştır. Osmanlılarda hem tevazuu hem ihtişamın din anlayışıyla dünya görüşünün göstergesi olan Topkapı Sarayı’nda peygamberlere ait kutsal emanetlerle Bizans’tan kalan -örneğin- Vaftizci Yahya’nın kemikleri bulunmaktadır. Bu da bize Müslümanlar kadar Hıristiyanların da mühim eserlerinin ev sahibi olduğunu gösterir.
Topkapı Sarayı’nın planı oluşturulurken Osmanlı felsefesi ve tebaa ilişkileri önemli rol oynamıştır. Ayrıca sarayın II. Murad’ın yaptırdığı Edirne Sarayı’ndan da etkilendiği bilinmektedir.
Saray içerisinde bahçeler, köşkler, devlet işlerinin görüşüldüğü daireler, saray mutfağı, saray görevlilerinin yaşadığı evler ve padişahın evi olan harem bulunur.
Yaklaşık 700.000 metrekarelik alanda kurulu sarayın; yaklaşık 80.000 metrekaresinde binalar geri kalan kısmında ise hasbahçeler bulunur.
Sarayın ev sahibi padişahtır. Padişahın erkek çocukları (şehzadeler) ve padişahın kızları (sultanlar) hanedan üyesidir, ama çocukları yani Padişahın torunları hanedan akrabası olarak kabul edilir. Padişahların devlet yönetimi yanında yaptıkları birer zanaatı da vardır. Mesela Kanuni kuyumcudur, III. Ahmet ise önemli bir hattatdır.
19’uncu yüzyılda diğer büyük devletlere nazaran Osmanlı devlet tüketimi oldukça düşüktür.
Topkapı Sarayı temelde Bîrun, Enderun ve Harem olmak üzere üç teşkilattan oluşur. Saray; Bâb-ı Hümâyûn, Bâbü’s Selam ve Bâbü’s Saade adlı üç ana kapı, dört avlu, Harem, Hasbahçe(Gülhane) ve bahçelerden oluşur.
Bâb-ı Hümâyûn Fatih devrinde yapılmıştır. Bu dönemde bu şekildeki yapıların üzerine çeşitli ayetlerden alıntılara yer verilirdi. Artık bu gelenek tamamen terk edilmiştir. Bu kapı saraya at ile girilebilen tek kapıdır. Bu kapıdan itibaren saray alanı başlar.
Birinci avlu (alay meydanı)’ya Bâb-ı Hümâyûn adı verilen ve sürekli nöbet tutulan kapıdan girilir. Halkın arzuhallerini verdiği Deavi Köşkü ve çeşitli saray atölyeleri bu avluda yer alır.
Bâbü’s Selam Fatih zamanında inşa edilen, imparatorluğun ihtişamını gösteren, iki kuleli bir kapıdır. Bu kapıdan sadece padişah atla geçebilirdi. Kulelerden gelen elçiler dinlenirdi yani bu kulelerin altı bir çeşit bekleme salonudur. Bâbü’s Selam kapısından girince sağ tarafta saraya su sağlayan Dolap Ocağı vardır.
İkinci avlu kamusal hayatın gözümüze çarptığı yerdir. Adalet kulesi (Divan-ı Hümayun’ un toplandığı yer) ve padişah mutfağı bu avludadır. 1920 sonra saray arşivleri Aşçılar Mescidi’ nin yakınlarına bir yere taşınmıştır. Mehterhanenin kalıntıları da buradadır.
Divan Meydanında yapılan merasimlerin en meşhuru ulufe dağıtımıdır. Ulufe her üç ayda bir yeniçerilere ödenen maaştır. Ulufe dağıtımları dışında elçi kabulleri de bu meydanda yapılır. Ramazanda padişahın askerlerine ikramı olan Baklava Alayı yine bu meydanın merasimlerindendir.
Kubbealtı diğer adıyla Divanhâne ikinci avlunun kenarındadır. 16. yüzyılda Kanuni tarafından yapılmış ve Lale Devrinin izlerini taşıyan bir mimariye sahiptir. Divan toplantılarında herkesin oturacağı yer önceden belirlenmiştir. Padişah, toplantıları Kasr-ı Adl adı verilen kafesli bir pencerenin arkasından izler. Divan toplantısı başlamadan önce üyeler Ayasofya’da sabah namazını kılarlardı. Bu toplantılarda dünyanın dört bir köşesini ve her şeyi ilgilendiren kararlar alınır. Divan-ı Hümayunda savaşa ve barışa karar verilir. II. Mehmed döneminde rivayete göre dervişin biri divanın ortasına sızıp “padişah hanginiz?” diye sormuş. İmparatorluk döneminde böyle ölçüsüz aşiret demokrasisi kabul edilemeyeceğinden padişah divana başkanlıktan çekilmiştir. Divan kararları hukuken geçerli olmayıp fiiliyatta geçerlidir.
Matbah-ı Amire saray mutfaklarının bulunduğu kısımdır. Burada günde ortalama beş bin kişilik yemek yapılırdı. Ulufe ve cülus   merasimlerinde bu sayı on beş bini bulurdu. Sadece saray halkına değil dışarıdan Divan-ı Hümayuna dilekçe vermeye gelenlere davacılara şahitler din, dil farkına bakılmaksızın ikram edilirdi. Matbah-ı Amireden saray civarına yemek dağıtımı da yapılırdı. Matbah-ı Amirede bölümler ayrılmaktadır. Gıda depolarının olduğu bölümler harem yemeklerinin yapıldığı mutfak ve padişah için yemek yapılan has mutfak gibi. Matbah-ı Amire’nin son kısmı saray tatlılarının yapıldığı helvahanedir.
Sarayda ramazan aylarında verilen iftar yemekleri çok meşhurdur.
Has Ahır (Istabl-ı Amire) padişah ve yakınlarının atlarının bulunduğu yerdir. Dört bölmelidir. Has Ahır dışında da ahırlar bulunmaktadır en meşhuru da Ahırkapı olarak anılan bölgedir.     
Mehterhâne-i Hümâyûn dünya tarihinin en eski askeri orkestrasıdır. Savaş sırasında askerlere cesaret ve heyecan, karşılarındaki düşmana korku vermiştir. Savaş dışında da padişah culuslarında, kılıç alaylarında, serhatlardan zafer haberleri geldiği zaman ve düğünlerde de mehter çalınırdı. II. Mahmut döneminde Yeniçeri Ocağı kaldırılmıştır. Yeniçeri Ocağını hatırlattığı düşüncesiyle mehterhane kapatılıp yerine Mızıka Bandosu kurulmuştur II. Meşrutiyet döneminde Genel Kurmay ananenin vereceği moral gücünü düşünerek mehter takımını yeniden kurdurmuştur.
Enderun teşkilatının önemli kısmını Zülüflü Baltacılar oluştururdu. Bunlar saray hizmetlerinde ve haremin odun ihtiyacını karşılayan kapıkulu mensuplarıdır. Yakaları yüksek bir elbise giyerlerdi ki, bunun sebebi harem işleriyle uğraşırken etrafı görmemeleri içindir. Ayrıca başlıklarının iki tarafından sarkan iki perçem bulunurdu. Bu sebeple kendilerine zülüflü denmektedir. Rivayete göre savaşlarda ordunun önünden gider, yol üzerindeki ağaçları keserlerdi.
Adalet kulesi oldukça yüksektir. İstanbul’un en iyi gözlendiği yerdir. Burası imparatorluğun yüksekliğini ve haşmetini temsil eder. Osmanlı döneminde ayaklanmaları takip, saray çevresini kontrol etmek için de kullanılırdı.
Eski hazine dairesi Kubbealtının yanında bulunan sekiz kubbeli binadır. İmparatorluğun hazinesinin saklandığı yerdir. Günümüzde silah koleksiyonu sergilenmektedir. Eski hazine dairesi önünde III. Selim Nişantaşı bulunur. Taş üzerinde padişahın, Levent’te uzaktan yaptığı ve tam isabet kaydettiği bir tüfek atışından bahsedilir. Bu hatırayı yaşatmak için dikilmiştir. 
Bâbü’s Saade, saadet kapısı denilen bu yer padişahın hususi ikametgâhının başlangıcıydı. Babü’s Saade gün boyunca açıktı, ancak rastgele kullanılmazdı. Sarayın en iyi korunan kapısıdır. Babü’s saade önündeki yuvaya mühim merasimlerde ve sefer öncesinde sancağı şerif dikilirdi. Yönetim merkezinin Dolmabahçe ve Yıldız’a taşındığı dönemlerde bile bazı önemli merasimler burada yapılırdı (cülus, cenaze, bayramlaşma, sancak gibi.).
En önemli ve en görkemli tören cülustur. Cülus Arapça oturmak anlamına gelir. Bu tören, yeni padişahın tahta geçişi sebebiyle yapılır.
Padişah vefatlarında yapılan dini merasimler aşağı yukarı aynıdır. Naaş mabeyn kapısından çıkarılır, padişah adına selalar okunur, Babü’s Saade önüne hazırlanan musalla üzerine konur, şeyhülislam tarafından kıldırılan cenaze namazından sonra dualarla türbesine defnedilirdi.   
Enderun avlusu, daha çok koğuşların bulunduğu mekandır. Bir kale içinde iç kale gibidir. Avlunun kapıları kapandığında buraya girmesi mümkün değildir. Bu avluda Osmanlı tarihi boyunca sadece Genç Osman hadisesi ve sultan III. Selim’ in şehit edilmesi sırasında girilmiş olması da güvenliğin bir ispatıdır. Avlunun başında arz odası bulunur. Bu oda padişaha, divanda kararlaştırılan hususların sadrazam tarafından arz edildiği yerdir. Aynı zamanda devlet büyüklerinin, elçilerin, ulemanın kabul edildiği resmi bir mekândır. Üç tane kapısı vardır. Bunlar maruzat kapısı, pişkeş kapısı ve hükümdarın kapısıdır. Arz odasında görüşmeler başlayınca odanın içindeki ve dışındaki çeşmeler açılır, böylece konuşmaların dışarıdan dinlenilmesi engellenilirdi.
III. Ahmed kütüphanesi, Enderun avlusunun ortasında, arz odasının hemen arkasındadır. Kütüphane sayesinde iç hazine, has oda hazinesi ve haremde bulunan paha biçilmez yazma eserler bir araya getirilerek korunması sağlanmıştır. Kütüphane içerisinde bugün kitap bulunmamaktadır. Buradaki eserler 1966’ da Enderun Ağalar Camii, şimdiki adıyla Topkapı Saray Kütüphanesine kaldırılmıştır.
Küçük ve Büyük Enderun Odaları, 9–11 yaşlarında devşirilen çocukların en dikkat çekenlerinin ilk elden yetiştirildiği yerlerdir. Bu iki odanın öğrencilerine çok cüzi bir maaş, yılda iki kat elbise verilirdi. Ders verenler sadece saraydan olmayıp, aynı zamanda saray dışından da hocalar getirilirdi.
Enderun Ağalar Camii, Has Odanın yanında günümüzde Topkapı Saray Kütüphanesinin bulunduğu binadır. Topkapı Saray Kütüphanesinde eşsiz yazmalar mevcuttur. Fatih Sultan Mehmet ve Kanuni güzel ve yararlı kitapları hangi dilde olursa olsun getirtmişlerdir. Ayrıca ünlü Macar musiki notaları külliyatı olan Corviniana veya İstanbul antifeneksi olarak tanınır.
Hazine Köşkü (Fatih Köşkü –Enderun Hazinesi), bugün Hazinenin sergilendiği Sarayburnu’nun en hakim ve cazip noktasında yer almaktadır.
Enderun sistemi devşirme sistemiyle toplanan gayrimüslim çocukların sarayda eğitildikleri ve kabiliyetlerine göre yükselme imkânlarının bulunduğu bir yerdir. Enderun aristokrasinin, irsi olmasa da eğitimle, liyakatle ortaya konabileceğini gösteren bir okuldur. Enderun’da yeme-içme, yıkanma, yatma-kalkma saatleri konusunda büyük bir disiplin içindedirler. Enderun’da yetişen çocuklar yeteneklerine göre seferli, kilerli, hazinedar koğuşuna ayrılırdı.
Padişaha ait kıymetli eşya, kılıç, kalkan, altın şamdanlar, padişahın  “cep harçlığı” olarak kullandığı hazine dairesine koymadığı bir miktar para, mukaddes emanetler, eski Kur’ an-ı Kerimler, çok kıymetli yazma eserler Silahdar Hazinesi’nde saklanırdı. Bu mekan günümüzde Mukaddes Emanetlerin sergi salonu olarak kullanılmaktadır.
Has Oda, Enderun avlusunda padişahların kendilerine mahsus dairesidir. Yavuz zamanında Mukaddes Emanetlerin korunduğu yer olarak kullanılmaya başlanmıştır. Sağdaki ikinci oda taht odasıdır. Kışın çalışma odası olarak kullanılmıştır. Cülus merasiminden önce şehzadeler buradaki tahta otururdu. Has Oda’ da bulunan Hırka-i Saadet ramazan ayının ortasında padişah tarafından ziyaret edilirdi. Mukaddes Emanetlerin korunduğu yer olmasından dolayı kutsi bir havaya sahip olan bu yerde padişah kızlarının nikâh merasimi yapılırdı.
Has Odalılar, Enderunun en üst sınıfıydı. Padişahın günlük işlerini takip eder ve onun özel işlerinde yardımcı olurdu. Mukaddes Emanetler Dairesinin temizliği ve bakımıyla ilgilenirlerdi. Cüceler, dilsizler ve padişahın kuşlarının bakımından sorumlu kimseler ise Enderun’un odasız sınıfındandır.
Dördüncü Avlu (Köşkler Bahçesi) ilk zamanlar sadece bahçeyken köşklerin eklenmesiyle bu adı almıştır.  Bu avluda Kanuni döneminde yapıldığı sanılan, tek odadan oluşan sünnet odası Sultan İbrahim döneminde bugünkü halini almıştır. Odanın bu isimle anılmasının sebebi padişahın, namazın sünnetini burada kılması ve şehzadelerin sünnet merasimlerinin yapılmasıdır. Avluda bulunan Hırka-i Saadet çeşmesinde vefat eden padişahlar gasledilirdi.
Revan Köşkü Sultan IV. Murad tarafından Revan Zaferi hatırasına 1636 yılında yaptırılmıştır. Burası aynı zamanda padişahların Esvab Odasıdır. I. Mahmut döneminde has odalıklar için genel tarih kitaplarından oluşan zengin bir vakıf kitaplık oluşturulmuştur.
Tebdil-i kıyafet gezmeleri ve Tebdil Ahırı, padişahın tebdil-i kıyafetle saray dışına çıkacağı vakitlerde kullandığı atlara aittir. Padişah kıyafet değiştirerek halkın içine karışarak halkı gözetlerdi.
Sarayın en küçük köşkünün tamamı metaldir. Adı her ne kadar köşk olarak geçse de köşkten ziyade bir balkonu andırır.
Bağdat Köşkü, Bağdat’ın yeniden fethedilmesinin hatırası olarak Revan Köşküyle aynı planda inşa edilmiştir.
Lale Bahçesi, Revan ve Mustafa Paşa Köşkleri arasında uzanan bahçeye denilmektedir. Bahçelerde lale yetiştirilmiştir. Ayrıca edebiyatımızda, resmimizde süsleme sanatlarında lale kullanılmıştır. Lale 18’inci yüzyıl Osmanlı İmparatorluğu’ nu simgeliyordu.
Mustafa Paşa Köşkü diğer köşklerden farklıdır çünkü lale bahçesinde bulunur.
IV. Murad’ın Mermer Tahtı, Hekim Başı Kulesinin sağ kenarındadır. Sultan IV. Murad tarafından mermer oyularak yaptırılan taht, Şimşirlik’teki müsabakaları padişahın izleyebilmesi için yapılmıştır.
Sarayın Sağlık İşler Görevlisi Hekimbaşıdır. Odası Fatih Sultan Mehmet tarafından yaptırılmıştır. Oda; kule şeklinde, dört köşeli ve iki katlı bir odadır. Saraydaki en eski yapılardan biridir.
Safa Mescidi, Dördüncü Avluda Mecidiye Köşkü ile yan yanadır. Burada eskiden Silahdar Köşkü bulunmaktaydı. Bu köşk kötü bir hatıraya sahip olduğu için II. Mahmut, bu köşkü yıktırarak küçük bir mescit yaptırmıştır. Mescidin içi saray geleneklerinin aksine oldukça sadedir.
Mecidiye Köşkü ve Esvab Odası Topkapı Sarayına en son eklenmiştir. Sarayın genel mimarisinden oldukça farklı görünüme sahiptir. Güzel bir boğaz manzarası vardır. Ayrıca yabancı misafirlerin ağırlandığı bir mekândır ve Topkapı Sarayı içinde hatırası olmayan tek yerdir. Köşkün kuzeybatı köşesindeki oda Esvab Odasıdır. Köşke gelenler köşke girmeden burada giyimlerini kontrol ederlerdi.
Orhan Gazi’nin Bizans İmparatoru’ nun kızı Halofera (Nilüfer) ile evlenmesinden sonra hanedana yabancı gelin gelmiştir. Arapçada harem, yasak ve gizli anlamındadır. Harem sanıldığı gibi sadece şark Müslümanlarına has bir kurum değildir. Çin, Hint, Bizans, Eski İran ve hatta Rönesans İtalyası’nda bile vardır.
Haremde yetişen kızların bir kısmı sarayın Enderun bölümünde yetişen devlet adamlarıyla evlendirilir. Sadece padişahın eşleri veya gözdesi değildir. Hareme Hırvat, Yunan, Rus, Ukraynalı ve Gürcü kızlar alınırdı. İtalyan ve Fransızlar da vardı. Harem başında hükümdarın annesi yani Valide Sultan bulunur. Haremdekiler güzel bir eğitimden geçirilirdi. Ayrıca, saray terbiyesi edinirlerdi. Harem özgür eğlencelik bir alan değildir. Bir ev olarak düşünmek lazım. Haremde Hadimağaları görevlidir.
Haremin Topkapı Sarayı’nda Haliç ve boğaza bakan güzel bir manzarası vardır. Onlarca bina türüne sahiptir. Bunlar Araba Kapısı, Şadırvanlı Sofa, Biniş Yolu, Perde Kapısı, Kara Ağalar Mescidi, Kara Ağalar Taşlığı(Harem ağaları), Kara Ağalar Koğuşu, Musahipler, Cüceler, Hazinedar Daireleri, Darüşsaade Ağası Dairesi, Şehzade Mektebi, Harem Giriş Kapısı, Nöbet Yeri, Altınyol, Cariyeler ve Kadın Efendiler Taşlığı, Kadın Efendi Haseki Daireleri, Valide Sultan Taşlığı, Valide Sultan Dairesi, Mihrişah Valide Sultan Dairesi, Taht Kapısı, Hazinedar Usta Dairesi, Hamam Yolu, Hünkar ve Valide Sultan Hamamları, Hünkar Daireleri ve Çifte Kasırlar’ dır.
Osmanlı Sarayı, Topkapı Sarayı yani Saray-ı Amire’nin görevini 19’uncu yüzyılda Dolmabahçe Sarayı üstlenmiştir. Saray 1830’larda II. Mahmut tarafından terk edilmiş ramazan ayında Hırka-i Saadet ziyareti için gelinen, Padişah naşının son olarak getirildiği baba ocağına dönüşmüştür.
20’nci yüzyılda saray müzeye çevrilince restore edilmiş, 1940’larda bazı yanlış restorasyonlarda yapılmıştır. 19’uncu yüzyıldan bu yana dek Arkeoloji Müzesi yüzakıyla inşa edilmiştir. Son elli senede dahi Topkapı ihmal edilmiş yeterince tamir edilmemiştir.  Daha kötüsü Topkapı Sarayı özel kurumlarca yağmalanan bir saha olmuştur. 
Topkapı bahçeleri için asıl facia Rumeli Demiryolu Hattı’nın inşası ve işletilmesidir. Yurttaşların bu gelişmeleri takip etmeleri lazımdır.
Topkapı Sarayı 19’uncu yüzyıla kadar devletin eviydi, Cumhuriyet Döneminde harap olan sarayın yeniden restorasyonu söz konusudur. Topkapı Sarayı bir müze olarak zorlanıyor çünkü saraydır.