aydın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aydın etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Nisan 2012 Perşembe

Felatun Bey ile Rakım Efendi, Ahmet Mithat

Felatun Bey ile Rakım Efendi, Ahmet Mithat Efendi, 2004, İstanbul
Lale Devri İstanbul’unun ve XIX’uncu yüzyıl kültür ve anlayışının, birbirine zıt görüşlü iki tip aydının yaşayışları etrafında anlatılması.
    Roman fakir bir ailenin zeki, namuslu, yetim ve çalışkan çocuğu Rakım Efendi ile Avrupa kültürü ile yetişmiş, aslında görgüsüz, hayattan zevk almaktan başka bir şey düşünmeyen Felatun Bey’in hayatlarının karşılaştırılmasını yapmaktadır. Bir çok noktada hayat çizgileri kesişen bu ikiliden, sonuç itibariyle kazanan hep Rakım Efendi’dir.
    Felatun Bey ve kardeşi Mihriban Hanım küçük yaşta annelerini kaybetmiştir. Babasının batı hayranlığından dolayı Felatun Bey Avrupai bir tarzda yetiştirilmiştir. Rakım Efendi ise Tophane’de annesi ve dadısı ile büyümüş fakir bir çocuktur ve geleneksel bir anlayışla yetiştirilmiştir. Felatun Bey gibi Rakım Efendi de Hariciye Kaleminde çalışmaktadır. Rakım Efendi ayrıca özel yazı yazmakta, İngiliz bir ailenin kızlarına da Türkçe dersleri vermektedir.
    Rakım Efendi biriktirdiği para ile bir cariye satın alır. Adını “Canan” koyar ve ona da Türkçe dersi vermeye başlar. Kız çok akıllıdır. Bunu anlayan Rakım Efendi Türkçe’nin yanında piyano ve Fransızca dersleri de görmesi için  her türlü fedakarlıkta bulunur. Fransızca’yı kendisi öğretirken, komşusunun cariyelerinin piyano hocası, Jozefino, parasız olarak Canan’a ders vermeyi kabul eder. Rakım Efendi Canan’a bir piyano satın alır.
    Rakım Efendi terbiyesi, efendiliği ile ders verdiği kızların ailesinin tam güvenini kazanmıştır. Aynı eve gelen Felatun Bey, Rakım Efendi’yi aşağılamak istese de her seferinde kendisi küçük düşer. Rakım Efendi Jozefino’nun da güvenini ve sevgisini kazanmıştır. Olgun bir kadın olan Jozefino Rakım Efendi’nin aklına hep Canan’ı sokmaya çalışmaktadır. Çünkü kendisi Rakım Efendi’yi bir kardeş gibi sevmektedir. Bu arada İngiliz kızlar da yavaş yavaş Rakım Efendi’ye karşı bir yakınlık duymaya başlamışlardır. Bu yakınlık, önce hayranlığa sonra da aşka dönüşür. Rakım Efendi ise alabildiğine saf ve temiz yürekli bir insandır; çevresindeki aşklardan haberi bile yoktur.
    Felatun Bey çapkınlığı yüzünden İngiliz aileden uzaklaşmak zorunda kalır ve  yabancı bir kadınla dost hayatı yaşamaya başlar. Rakım Efendi, onu ikaz etmek istese de Felatun Bey, Rakım Efendi’nin hayattan zevk almasını bilmediğini belirterek uyarılarına kulak vermez.
    Bir gün İngiliz aile  Rakım Efendi’nin evini ziyarete gelir. Kızlar dahil hepsi Canan’a hayran kalırlar. Ancak İngiliz kızlardan Can, biraz da Rakım Efendi’nin Canan’a olan ilgisini hissederek kıskanır ve aşkından  yatağa düşer. Tüm bunlardan habersiz olan Rakım Efendi, Canan’ı nikahı altına almıştır bile.
    İngiliz aile sonunda kızlarının rahatsızlığının sebebini anlar. Rakım Efendi’den yalandan bile olsa Can’la evlenmek istediğini söylemesini isterler. Rakım Efendi kabul eder. Ancak,  bu sefer de Can karşı çıkar, çünkü, Rakım Efendi acıdığı için böyle bir şeye evet demiştir. Felatun Bey ise kumar aleminde her şeyini kaybetmiş ve yabancı sevgilisi tarafından terkedilmiştir. Ama aklı başına gelmiş, Cezayir eyaletinde kaymakamlık görevi atanmıştır. İngiliz ailenin hasta olan kızı Can kendi kendine şifa bulmuş, hızla iyileşmeye başlamıştır. Bu duruma en çok sevinen ise kendisini hastalığın sebebi gören Rakım Efendi olmuştur.
    Bu arada Rakım Efendi’nin cariyesi Canan ile evliliği ilk meyvesini verir. Canan’dan bir çocuğu dünyaya gelecektir.

12 Şubat 2012 Pazar

Mağaradakiler, Cemil Meriç

Mağaradakiler, Cemil Meriç, İletişim Yayınları, 2007 İstanbul

Toplum ve aydın ilişkisi.

    Entellektüel insan kimdir sorusuna cevap arayarak başlangıç yapılan Mağaradakiler adlı kitabın birinci bölümünde, Cemil Meriç şairlere göre, yazarlara göre, sola göre, sağa göre entellektüel kavramının neler ifade ettiğini anlatmıştır. Yazar dünyada entellektüel kavramının tanımını yapan kendini kabul ettirmiş kişilerin tanımlarını açıklayıp onların üstüne tanımlar yapmış, katıldığı konuları veya yanlış olduğunu düşündüğü fikirleri de tek tek değerlendirmiştir. Birinci bölümün sonunda ise kendisinin entellektüel insan tanımını yapmıştır. Cemil Meriç’e göre entellektüel: zamanının irfanına sahip olan, ülkesinin dilini, edebiyatını, tarihini bilen, dünyadaki belli başlı düşünce akımlarına yabancı olmayan insandır. Entelektüelin soyağacı başlığı altında sofist, rahip, filozof ve intelijansiyanın tanımlarını yapmış ve onların tarihsel gelişimini ve bugünkü durumunu açıklamıştır.

Yazara göre entellektüeller toplumlarını çağdışı bulunca çevrelerine yeni teklifler sunar ve kurulu düzenin bir an önce değiştirilmesi gerektiğini çevrelerinde yayarlar. Entellektüel ile kapitalizm arasındaki ilişkiyi inceleyen yazar kapitalizmin aydınlar için faydalı olduğu fikrini savunmaktadır. Çünkü kapitalizm ile matbaa yaygınlaşmış, gazete ve kitap fiyatları düşmüş, okuyucu kitlesi artmış dolayısıyla bilinçli, şuurlu bir kamuoyu oluşmuştur.
Kitabın başında entellektüel kelimesini inceleyen yazar daha sonraki bölümde intelijansiya kelimesini ve Rusya’daki aydın kitlesini inceler. Yazara göre intelijansiya Rusya’da belli bir dönemde yaşayan, ortak eğilimleri, ortak davranışları olan sosyal bir tabaka veya sınıftır. Avrupa’da entellektüeller sosyal bir tabaka değildir her tabakadan kopup gelen insanlardır ama Rusya’da intelijansiya zümresi eleştirel ve isyankar olduğu için terkedilmiş ve yalnız kalmıştır. Bu yüzden intelijansiya kendini ayrı bir sınıf olarak görmektedir. Cemil Meriç daha sonra popülizmin kurucusu Herzen’in hayatını anlatır ve onu hem milliyetçi hem de kozmopolit olan, dehasıyla çağımızın büyük Rus yazarları arasında benzeri olmayan bir kalem olarak tanıtır. Yazar 60 nesli diye tanıttığı dönemin kutup yıldızları dediği Dobroliubov, Pisarev ve Çerniçevski’yi anlatır. Dobroliubov’u sert, serkeş, hırçın bir zekâ; Çerniçevski’yi bir çilekeş, bilgin olmak için yaratılmış bir dahi; Pisarev’i ise Çerniçevski’den sonra intelijansiyanın lideri, bir şimşek pırıltısı ve şarkısını tamamlamadan göçüp gitmiş biri olarak tanıtır.


Mağaradakiler adını verdiği ikinci bölümde ise yazar, ıslahat, ihtilal, inkılâp ve bunların geldiği kökü revolution’u analiz etmiştir. İhtilali bir devletin idare ve siyasetinde ani ve şiddetli değişiklik kelimesinin anlamı olarak tanımlayan yazar, İngiltere için 1688 ihtilalini, İsveç için 1772 ihtilalini, Fransa için 1789 ihtilalini o ülkeler için en büyük ihtilal olarak değerlendirmektedir. Cumhuriyet döneminde ihtilal kelimesinin yerine inkılâp kelimesi kullanılmaya başlandığını ancak aynı manayı karşılamadığını, ihtilalin içerik ve anlam bakımından daha uygun olduğunu değerlendirmektedir. İhtilali bir şeyin esasından vazgeçerek yerine yenisinin konulması inkılâbı bir şeyin aslını muhafaza ederek başka bir kalıba girmesi şeklinde tanımlamaktadır. Yazar, Atatürk’ün inkılap tanımında, mevcut köhne müesseseleri zorla değiştirmek, Türk Milletinin son asırlarda geri bırakılmış olan müesseseleri yıkarak yerlerine milletin en yüksek medeni icaplara göre ilerlemesini sağlayacak yeni müesseseler koymuş olmak bulunduğunu belirtmektedir.
Anarşinin analiz edildiği bölümde yazar egemenlik hakkının sınırlanmadığı, görev ve yetkilerin kesin olarak belirlenmediği, zıt prensiplerin anayasaya meşru sayıldığı ülkelerde iktidar yoktur rekabet ve savaş vardır düşüncesini savunmaktadır. İktidar bütün olarak halkın temsilcilerine devredilince anarşi sona erecektir der. Yazara göre liberalizmin ana temelleri ile anarşizmin hareket noktası aynıdır, ancak aradaki farkın liberalizm jandarma devletten yana olduğu  anarşizmin ise devlete karşı olmasından kaynaklandığı değerlendirilmektedir.
Hürriyet kavramını inceleyen yazar filozofların şairlerin edebiyatçıların tanımlarına yer vermiş onların tanımlarındaki eksiklikleri aktarmıştır. Hürriyet çağdan çağa, ülkeden ülkeye, insandan insana değişen bir mefhumdur. Hürriyet en kısa tanımıyla kanunun izin verdiği her işi yapmaktır.
Şiirden düşünceye bölümünde yazar Avrupa ve Asya’yı karşılaştırmıştır. Yazara göre Avrupa’nın kültürü kıyasa, Asya’nın kültürü saza dayanmaktadır. Avrupa kültürün aracı akıl, Asya’da coşkudur. Aklın dili söz, coşkunun dili musikidir. Avrupa zekânın vatanı, Asya gönlün vatanıdır. Zekânın dili nesir gönlün dili ise şiirdir. Servet-i fünuna kadar nesir ikinci kemandır. Fikret’in olgun, ustaca yontulmuş mısralarına kıyasla Halit Ziya’nın nesri ne kadar zavallı olduğunu düşünmektedir. Nesir ancak II’nci Meşrutiyetten sonra nazmın esaretinden kurtulmaya başlamış Hamit ve Fikret’le şahlanmıştır.
Eleştirel yaklaşımın önemine değinen yazar her çağda tenkit sert tepkilere yol açmış kimi yakılmış kimi taş ocaklarına yollanmış ama susturulamamıştır demektedir. Tenkitçi korkmadan, önyargısız, art niyetsiz ve objektif olmazsa sevilmez ve edebi bir eser ortaya çıkaramaz. Tenkitin ne zaman başladığı tam olarak bilinmemektedir. Tenkitçinin görevi iyi kitabı kötü kitaptan ayırmaktır. Fransız akademisinin kısmen bu amaçla kurulduğunu belirtmektedir.
Kitabın sonlarına doğru yazar, 1978 yılında ilk baskısında yayınladığı ama 1980 yılındaki ikinci baskısında çıkardığı suçlu kim bölümünde dilin yozlaşması doğru mu değil mi; dili batıya uyarlamaya çalışanlar mı suçlu yoksa dilde ırkçılık yapanlar mı sorusunun cevabını aramaktadır. Dilde ırkçılık yapmak çılgınlıktır diyen yazar ön yargılı yaklaşıp sadece batı dillerinden kelime almanın ve Osmanlıcaya sırf İslam diye karşı çıkmanın da mantıksızlık olduğunu savunmaktadır.  Yazar kitabın son bölümünde hayatının kısa özetini yapıyor. Marksist, sosyalist ve Türkçülük kavramlarını tam anlayıp tanımlamadan sahiplendiğini, hayattan insanlardan uzaklaşıp kitaplarda kendini bulduğunu anlatıp kitabını noktalıyor.